
Bir şeyi yapmak için çoğu zaman doğru hissi bekliyoruz.
Korkuyorsak cesaretlenmeyi, güvensizsek güvenmeyi, isteksizsek içimizden gelmesini…
Sonra fark etmeden eylemi hislerimize bağlıyoruz.
Korkuyorum, yapmayayım. Kendime güvenmiyorum, biraz bekleyeyim. İçimden gelmiyor, başka zaman yaparım.
Peki neden?
Korku varken de yürüyebiliriz. Özgüven eksikliği hissederken de konuşabiliriz. İsteksizken de yapmamız gerekeni yapabiliriz.
Belki mesele korkunun yerine güveni koymak değildir. Korkudan çıkip güvene gittigimizde ama hâlâ zihnin bahçesinde dolaşırız.
Başka bir seçenek daha var:
Ne hissedersek hissedelim, eyleme geçmek.
Korkuyu hissederken de cesaretle yürümek, özgüven eksikliği hissederken de ozguvenli konusabilmek.
Çünkü bazen güven eylemden önce gelmez.
Eylem gelir.
Sonuç gelir.
Deneyim gelir.
Güven ardından oluşur.
Hislerimizi yok saymak değil bu. Korku varsa korku vardır. Güvensizlik varsa o da vardır.
Sadece direksiyonu onlara vermemektir.
Ne hissettiğimi görebilirim. Ama ne yapacağımı hislerim belirlemek zorunda değil.
Bir yanıt yazın